İnsan Kaynakları Yönetiminin Geçmişi ve Bugünü

İnsan Kaynakları Yönetiminin Geçmişi ve Bugünü

İnsan Kaynakları Yönetiminin farklı kaynaklarda pek çok tanımı ile karşılaşmaktayız. Ancak tam kaynağı nedir ve ilk ne zaman uygulanmaya başlanmıştır, hiç düşündünüz mü?

İlk hissedildiği dönem 1950’ler ve yönetim bilimi olarak kabulü 1970’ler olsa da insanın verimli ve etkin çalışmasına yönelik uygulamalar oldukça eskidir. Sanayi devriminden önce adına işçi denmese de toprağın işlenmesinde çalışanlar vardı ve bunların başlarında bulunan kişilerin günümüz yöneticilerinin işlerini yaptıklarını görmekteyiz. Bu dönemin çalışanlarının köleden farkları yoktu ve din, ırk ya da sınıf ayrımına tabi tutuluyorlardı. İnsan yönetimi dediğimiz kavram da insanların işe yükledikleri değerden ve işin içeriğinden etkilenmiştir. Bedensel gücün kıymeti başlangıçta paha biçilemezken, 1770’li yıllarda buluşların ilerlemesiyle değeri azalmaya başlamıştır. Bu durum insanların beşeri ilişkilere yönelmesine neden olmuş ve dayanışma gruplarının ilk oluşumunun sinyallerini vermiştir.

1860’lı yıllarda makineleşmenin artmasıyla ilgi odağı topraktan sanayiye dönmüştür. Yepyeni sosyal sınıfların da doğuşu aynı döneme denk gelmektedir. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek için değişime ayak uydurmak zorunda kalmışlardır. İnsan gücünün tek başına rekabet edemediği ama işçi sınıfının filizlendiği süreç, bunları yönetecek yeni yönetim kademelerinin de ortaya çıkmasını sağlamış ve insan kaynağının yönetimi önemini arttırmıştır.

İnsan Kaynakları Yönetimi açısından baktığımızda bu dönemin usta başları, işçi sayısının gün geçtikçe artmasından dolayı, işletme sahiplerinin yönetim görevlerini paylaşmaya başlamışlardır. Ne kadar başarılı oldukları tartışmalı bir durum olsa da günün koşulları gereği yaptıkları uygulamalar aslında İnsan Kaynakları Yönetiminin bir bilim olma yolundaki sürecini hızlandırmıştır.

19. yüzyıla baktığımızda tüm uygulamaların bu kadar ilkel olmadığını görmekteyiz. Frederick Winslow Taylor ve onun Bilimsel Yönetim Kuramı iş ve yönetim kavramlarının başarı ile ayrıştırılmasını sağlamıştır. İş ve zaman etütleri yolu ile incelenen ve kurgulanan yeni çalışma hayatı FORD fabrikalarında en güzel örneğini sergilemiştir. Hatta İnsan Kaynaklarının eski adı olan Personel Yönetimi farklı bir departman olarak bu dönemde kendisini göstermektedir. Ancak hala psikolojik ve sosyolojik faktörler dikkate alınmamıştır.

Fransa’da “Genel Endüstriyel Yönetim” adlı eseriyle ekol olan Henry Fayol, günümüzde hala kullanılmakta olan yönetim faaliyetlerini, işlevlerine ayırmıştır. Ayrıntılarını İnsan Kaynakları Yönetimi eğitimimizde bulabilirsiniz. Burada özellikle belirtmek istediğim nokta, çalışma hayatına yönetim ve yönetici açısından bakıldığı, işçi tarafının bakış açısı ve çalışma refahı ile ilgili bir düzenlemenin olmadığıdır.

Almanya’da da İnsan Kaynakları Yönetimine en önemli katkılardan birinin Max Weber tarafından yapıldığını görmekteyiz. Örgütsel yapılanmaların büyüdüğünü bundan dolayı daha bürokratik yönetim anlayışlarının benimsenmesi gerektiğini savunmuştur. Bu anlayışa göre tanımlamış olduğu yetki tipleri günümüzde halen kullanılmaktadır.

Zaman ilerledikçe tüm yaklaşımların eksikleri ve insan ilişkilerinin yoğunluğu örgüt yapılarında hissedilmeye başlanmış; insan davranışlarının incelenmesi deneysel bir hal almıştır. 1930’lu yıllarda ABD’de Western Elektrik Şirketi’nin Hawthorne fabrikalarında uzun yıllar süren araştırmaları bu dönemin en güzel örneğidir. 1960’lı yılların başına kadar endüstriyel psikoloji sürekli gündemde kalan bir araştırma konusu olmuş ve günümüz İnsan Kaynakları anlayışına da pek çok güzel miras bırakmıştır. Günümüzde sıklıkla kullanılan “Hawthorne Etkisi” kavramı buradan gelmektedir.

Harvard Üniversitesi İşletme Profesörü Elton Mayo dönemin deneylerini sürdürmüş; işbirliği, sosyal ilişkiler, güven gibi kavramların işçiler üzerinde verimlilik artışında daha etkili olduğunu defalarca ispatlamıştır. Tavistock Beşeri İlişkiler Enstitüsünün kömür madeni işçileri üzerine yaptığı araştırmalar da sosyal ilişkilerin gücünü ispatlayan değerli örneklerden biridir. İşçiler rekabetten hoşlanmamakta ve grup baskısından çekinmektedirler.

Modern veya post-modern dönemin İnsan Kaynakları Yönetimi anlayışları ciddi bir tarihsel sürece dayandığı için bizler de derslerimize bu konu ile başlıyoruz. İşgörenlere fırsat verildiğinde performanslarının artacağını biliyoruz ve bunu daha stratejik yöntemlerle yönetebilecek bir İnsan Kaynakları Departmanının işletmelerin olmazsa olmazı olduğunu kabul ediyoruz. Sektörü ne olursa olsun bir kurumu başarıya taşıyan doğru konumlandırılmış, iyi yönetilen insan kaynağıdır.

Stratejik İnsan Kaynakları Yönetimi deyince aklınıza ne geliyor? Paylaşmak isterseniz sizi İnsan Kaynakları Eğitimlerimize bekliyoruz. Geçmişini bilmeyen geleceğini yönetemezmiş. Sizce?

Deniz BEKMAN

İnsan Kaynakları Uzmanı